Year: 2002
-
Ana cadde uzerindeki ince uzun kaveye girdik. Birsuru adam yesil cuhalarin ustunde okey ve kagit oynamaktalardi. Etraf sigara, cay ve testosteron kokuyordu. Kimsenin mac ile ilgisi olacakmis gibi durmuyordu maalesef. Yere cokmus agir sigara dumaninin yara yara gerilere bos masa arayarak yuruduk.
-
Studying architecture during the summer of ’92 made him an engineer. His dislike for the Introduction to Operations Research course, his indifference for car engines, and his thoughts about the unsightliness of the Civil Engineering building made him a Materials Scientist.

-
Sonra bu amcalar, Ruslarin Anadolu’ya gelmesinden baslayip, Kahramanmaras’taki Kurt meselesine kadar olan tarihceyi kulagimizin dibinde bagira bagira anlattilar. “Simdi bah, bu Kurtler Maras’in icine sictilar, ondan sonra gitsen danimazin, hani carsida sey vardi ya….” Neyse ki kalkistan 15 dakika sonra turbulansa girdik de amcalar yolculuklarinin gerisini “bismillah…bismillah” diye her sallanista Allah’a siginarak gecirdiler
-
Daha once cok kisiye fabrika turu yaptirmistim, bu kadar cok ve bu kadar guzel soruyu bir arada ilk kez gordum. Bir kere fen temelleri muhtesemdi, muhendisle konusuyor gibi konusabildim. Ikincisi medeni cesaretleri yerindeydi, cins cins soru sordular, bazen suclarcasina (endustriye karsi onyargilari vardi ) sordular, cevaplardan tatmin olmazlarsa yine sordular. Hepsi gezdikleri yeri gercekten inceleyerek…
-
Tuncay’in acaip bir espri anlayisi var, insani basta fazla samimiyet ile itiyor gibi ama, icindeki iyi niyet oyle safca yansiyor ki bazi hareketlerine, ornegin otelde kalan Ingiliz cocuga sarilisina… Oralar avucunun ici gibi ama tarihten sinifta kaliyor, uc bes kliseyi kapmis, cok ilgili, cok merakli ama eðitim eksik elbette. Ingilizce, bol fotografli guzel Cappadoccia kitaplarini…