47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu

Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşmakta. Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcı Murat son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya’dan İstanbul’a giderken Hikmet Bey’in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve’ye asılmakta. Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80’lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor. Continue reading 47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu

A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul

Naipaul’un Nehrin Dönemeci’nde ilgilendiği insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım. Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum. Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım, politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı. Continue reading A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul

Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı: biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden “Edebiyat Dışı” olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz. Coetzee’nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde “belgesel izleyip kitap okuyan” Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor. Continue reading Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee

Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole

Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri. (Şehrin 90’lardaki hali için: Günah Şehri New Orleans isimli sarapci.com yazısına bakınız.) Alıklar Birliği, New Orleans’ı James Joyce’un Dublin’i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika’da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius’un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler. Continue reading Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole

Dubliners (Dublinliler), James Joyce

…En ilginci James Joyce’un da aralarında olduğu İrlandalı oryantalistler üstlerindeki İngiliz etkisinden hoşlanmadıkları için İrlandalıların atalarının Doğu Akdeniz’den geldiklerini dolayısıyla İrlanda dilinin ve alfabesinin kökeninin Fenike olduğunu iddia ediyorlar. Hatta James Joyce bir yazısında “Dublin ve Istanbul’un asil ikiz kimliğinden” bahsediyor! Continue reading Dubliners (Dublinliler), James Joyce

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Kitabı sevenler özellikle son bölümlerinin çok etkileyici bulduklarını hatta yer yer gözyaşlarına hakim olamadıklarını söylemişlerdi. Ben ise okurken Pamuk’un “eski Türk filmlerinin bildik konularından bir roman yazarım ama öyle bir yazarım ki bir Orhan Pamuk romanı haline gelir” hedefiyle yazdığını düşündüm. Bunda ne kadar başarılı olmuş tartışılır ama hedef biraz megalomanca olmuştu. Megaloman dediysem hatırlatmak isterim ki o zamanlarda Orhan Pamuk’tan nefret etmek, onu vatanını satarak Nobel almakla ve Nobel almış olmasına rağmen bozuk gramlerle yazmakla itham etmek revaçtaydı. O da bunların üstüne gitmek istercesine (doğru da olsa) Nobel alan “ilk” değil de “tek” Türk yazarı olduğunu vurgulamayı severdi… Continue reading Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk

Gospel According to Jesus Christ (İsa’ya Göre İncil), Jose Saramago

It was not totally Saramago’s fault. Our timing was terrible. 43% of the book club members were depressed because of the financial crisis that began to shake the capitalist world. (Ironically, Saramago could have been feeling some schadenfreude at the same time.) 29% of the members had tardy arrivals because their business meetings ended very late, a bit unusual for a Ramadan day. Continue reading Gospel According to Jesus Christ (İsa’ya Göre İncil), Jose Saramago

The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon

This is problem with slang, especially old (80’s) slang like this, the minute you step out of the relevant circles you begin missing out on the experience and it becomes difficult to distinguish the passé from the hip. The Mysteries of Pittsburgh (TMOP), the coming of age story of Art Bechstein is set in an era that is clearly defined by flamboyant details like knitted ties, white blazers, spandex and loop earrings. It also happens to be an era I could – however I would rather not – remember in the context of my teenage years. Continue reading The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon

Mrs. Dalloway, Virginia Woolf

Şarapçı okumaya başladıktan bir süre sonra kitabın bir türlü kendisini sarmadığını anladı ve pakedin içinden kendi çöp poşeti de çıkan çekirdek ambalajından sonraki en iyi icad olan internetten kısa bir araştırma yaparken bir yerde bilinçakışı denilen (stream of conciousness) yazı tekniği hakkında ufak bir yazı buldu ve bu sayede bilinçakışı yöntemiyle yazılan diğer kitapların listesini incelerken hayatta yarım bıraktığı tek kitap olan Çıplak Şölen (Naked Lunch, William Burroughs), en sevmediği kitaplardan Açlık (Hunger, Knut Hamsun), okurken sevdiği ama şu satırları yazarken hiçbirşey hatırlamadığı Bozkırkurdu (Steppenwolf, Hermann Hesse) gibi kitapların hep bilinçakışının örnekleri olduğunu farketti. Aynı listede Ulysses‘i de görünce kendi kendi “acaba Hikmet Bey haklı mı?” dedi ve ürperdi. Continue reading Mrs. Dalloway, Virginia Woolf